bensizvemutlukal günlüğü

seni çok özledim

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

en son ne zaman bu denli güçsüz hissetmiştim kendimi?
bir an için tüm dünyayı feda etmeye hazır olmuştum?
kan damlıyor harflerimden, neden?
aşk mı bu, göz pınarlarımdaki?
nerede ellerin?
seni çok özledim...

ağlamak güzeldir

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

ağlamak güzeldir
süzülürken yaşlar gözünden
sakın utanma

ağlamak öfke
delice nefret
doruklarda aşk
doyumsuz sevinç
kahreden keder
kısaca hayat
ve nefesindir
ve nefesindir

yeni

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

evrimdeki son sıçramanın üzerinden otuz yıl kadar geçmişti. ortaya çıkan yeni türün üyeleri varlıklarını sesli biçimde dile getirmeseler de fark edilmeye başlamışlardı. insanlara özgü şekilde çoğalmışlar, sayıları artmıştı. ama artan bu sayı çoğalan soruları da beraberinde getiriyordu. insanları bir arada tutan kutsallar yeni tür üzerinde hiçbir etki bırakmıyordu.

kahve fincanındaki yansımanı saklıyorum sol yanımda

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

gitmemelisin. gitmeliyim. gitme. gözünün başka kimseyi görmediği o eski yalanım ben. hayallerim bana ihanet eder gibi. çalma seni hayallerimden. geçen yıllar, geçen zaman, değişen hayat, değişen her şey, bir tek kokun... artık hayata farklı, gözlerine aynı bakışım ondan. yarına kapattığım gözlerim, gözlerinin esaretini özlemiş.

suya alkol katıyorum

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

suya alkol katıyorum. çok güzel oluyor. içtikçe güzelleşiyorum. tadından yenmiyorum. sonra yazıyorum. yazdıkça kanıyorum. kanadıkça yazıyorum.

19 aralık 1911

Oyunuz: None Ortalama: 5 (1 oy)

franz kafka'nın günlükler isimli kitabından alıntıdır:

bugün annemle kahvaltıda konuşuyorduk, bir ara çoluk çocuktan ve evlenmeden söz açıldı. hepsi birkaç kelime; ama annemin bana ilişkin görüşünün ne kadar gerçekdışı ve çocuksu nitelik taşıdığının ilk kez açıkça bilincine vardım. bana sapasağlam, ama işte biraz hasta olduğu kuruntusuna kapılmış bir genç gözüyle bakıyor. kuruntu zamanla kaybolacaktı anneme göre; ancak bunu hepsinden köklü biçimde kafamdan silip atmamın tek yolu evlenmem ve çoluk çocuğa karışmamdı. hem o zaman edebiyata karşı ilgim de azalacak, aydın kimseler için gerekli ölçüyü aşmayacaktı. mesleğime, fabrikaya ya da uğraştığım bir başka işe ilgim doğal boyutlarıyla hiçbir engele toslamadan açığa vuracaktı kendini. dolayısıyla, gelecekten umudumu sürekli kesmem için ortada en ufak bir neden yoktu. aşırı dereceye varmayan geçici umutsuzluk nöbetlerine ise, bazen midemi bozduğumu sanmam ya da çok yazı yazıp çizdiğim için yeterince uyuyamamam yol açıyordu. söz konusu nöbetleri silip atacak binlerce çare vardı. içlerinde en akla yakını ise bir daha kendisinden kopamayacak gibi bir kıza gönlümü kaptırmamdı. o zaman, nasıl benim iyiliğimi istediklerini ve hiç kimsenin beni engellemediğini görecektim. ama madrid'deki dayım gibi bekar kalırsam, bu da benim için bir felaket sayılmazdı; aklı başında biriydim çünkü, yaşamıma bir çeki düzen vermenin üstesinden gelebilirdim.